
Bunun üzerine IU, “Ben de tam olarak böyle hissettim,” dedi ve ekledi: “Okur okumaz hemen cevap yazdım. 4. bölüme kadar okumuştum ve sonrasında ne olacağını o kadar çok merak ettim ki. İşte bu yüzden bu projede yer almak istediğime karar verdim.”
Byun Woo-seok da söze girerek onu destekledi: “Ben de tamamen aynı şeyi hissettim, hatta benim için oldukça beklenmedik bir durumdu. İçimden ‘Bir dakika, ne yani?’ falan oldum. Yurt dışı programım yüzünden senaryoyu uçakta okuyordum ve senaryoyu okumayı bitirdiğim an, ‘Tamamdır, olay budur’ dedim.”


Byun Woo-seok proje hakkındaki heyecanını şu sözlerle dile getirdi: “Herkesin karşısına yepyeni bir karakterle çıkacağım için çok heyecanlıyım.” Rolü seçme nedeni olarak Prens Lee An’ın hikayesini ve dizideki anayasal monarşi düzenini gösteren oyuncu, “Senaryoyu okur okumaz bu projenin bir parçası olmam gerektiğini anladım,” diye ekledi.

IU canlandırdığı Seong Hee-ju karakteri hakkında şunları söyledi: “Sosyal statüsü olmayan, aşırı huysuz ve asabi bir kadın. Karakter tanıtımında ‘asabiyet’ kelimesi geçiyor ve diziyi izlediğinizde, ‘Ah, demek bu yüzden tanıtımında ilk olarak asabi denmiş’ diyeceksiniz. Çok çabuk parlayan ve sinirlenen biri ama aynı zamanda çok da tatlı. Senaryoyu okurken onu çok çekici buldum, bu yüzden rolü kabul ederken iki kez düşünmeme gerek kalmadı.”
Karakterin zengin bir holding (chaebol) mirasçısı olmasıyla ilgili olarak ise gülerek şunları ekledi: “Bir noktada bunun kendine has, farklı bir çekiciliği olduğunu fark ettim. Çok gösterişli kıyafetler ve aksesuarlar giydiği için sadece bir mirasçı gibi değil, aynı zamanda bir influencer gibi de hissettiriyor. İnsanların ilgisini ve tepkisini çekiyor, hatta modern bir tabirle söylemek gerekirse biraz ‘rage bait’ (insanları bilerek kışkırtan/sinir eden) bir tip. Alışılagelmiş, mükemmel veya kibar karakterlerden değil. Bu tezatlık diziyi çok eğlenceli kıldı.”
Byun Woo-seok ise projeyi seçme nedeni hakkında memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: “Senaryoyu okuduğumda, temposunun hiç düşmemesi ve sürükleyici akışı çok hoşuma gitti. Sarayın içindeki ve dışındaki insanların birbiriyle olan ilişkilerini ve çatışmalarını anlatıyor; bu durum hem çok doğal hem de komik hissettirdi.”
–
-
Gözlerini tamamen para bürümüş, resmen ülkeyi sattılar ㅎ
-
Görünüşe göre tarih hakkında en ufak bir fikirleri bile yok…
-
Daha 1. bölümden itibaren o tuhaf kurgu yüzünden bir sürü tartışma çıkmıştı zaten. Kararınızı vermeden önce en azından 1’den 4’e kadar olan bölümleri kesin okumuşsunuzdur, o yüzden şimdi çıkıp “biz mağduruz, bilmiyorduk” diye ağlamaya hakkınız yok.
-
Bunlar Çinli mi ne? Bu ne saçmalık ya.
-
Senaryo o zamanlar gözlerine dahi/muazzam bir şekilde eğlenceli görünmüş olmalı. Tabii yönetmenin bunu işleme şekli de büyük etken ama oyuncuların bunu önceden kestirmesi imkansızdı.
-
Olay patlak verdiğinde hiçbir şey söylemeden, öylece geçiştirmeyi planlama şekilleri beni gerçekten çok hayal kırıklığına uğrattı.
-
Parasını aldıkları sürece arkasını önünü düşünmeden, akıllarına gelen her şeyi çekecekler herhalde.
-
Her şeyi bir kenara bırakın, lütfen körü körüne hayranlık yapmadan önce ülkenizi ön planda tutun artık… Kendinize gelmeniz için durumun daha ne kadar kötü olması gerekiyor?
-
ㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋㅋ Ama tartışmalar zaten daha 1. ve 2. bölümde başlamıştı.
-
Kafalarının içi bomboş! Bomboş! Bomboş!
K:Pannchoa







